Toplum bize kimin değerli olduğunu nasıl öğretiyor?

İnsan, dünyaya yalnızca kendi düşünceleriyle başlamaz. İçinde büyüdüğü ailenin, çevrenin, eğitim sisteminin, kültürün ve toplumun değerleriyle şekillenir.

Kimin başarılı sayıldığı, hangi mesleklerin saygın görüldüğü, hangi davranışların kabul edildiği ve kimlerin toplumun dışında bırakıldığı, bireysel kararlarımızı etkileyebilir.

Zamanla toplumun bazı ölçütlerini sorgulamadan benimseyebiliriz.

Bir insanın gelirini karakterinin göstergesi sayabilir, eğitim fırsatı bulamamış birini yetersiz görebilir veya bizimle aynı yaşam biçimine sahip olmayan birini daha az değerliymiş gibi değerlendirebiliriz.

Bazen bir insanın ne kadar iyi olduğunu anlamak için onun nasıl davrandığına değil, toplumun gözünde nerede durduğuna bakarız.

İşte burada önemli bir sorun ortaya çıkar: İnsanların toplumsal konumları ile insani değerlerini birbirine karıştırırız.

Oysa ekonomik durum, meslek, eğitim düzeyi veya sosyal çevre, bir insanın bütün karakterini açıklamaz.

Bir toplumda insanların birbirine saygı gösterebilmesi için aynı hayatı yaşaması gerekmez. Farklı hayatların, farklı deneyimlerin ve farklı düşüncelerin varlığını kabul edebilmek gerekir.

Bu kabul, her düşüncenin doğru olduğunu veya her davranışın hoşgörüyle karşılanması gerektiğini söylemez. İnsan haklarını ihlal eden davranışlara karşı çıkmakla farklılıkları aşağılamak aynı şey değildir.

Bir toplum, yanlış davranışları eleştirirken insanların temel haklarını koruyabilir. Adaleti savunurken insan onurunu da gözetebilir.

Belki de gerçek toplumsal olgunluk, herkesin birbirine benzemesi değil, farklılıklar karşısında insanlığını kaybetmemesidir.

"Tarihe not"
Bir toplumun kimleri alkışladığı kadar, kimleri görmezden geldiği de incelenmeye değerdir. Çünkü bazen bir toplumun en derin sorunları, yüksek sesle söylediklerinde değil, sessizce normalleştirdiklerinde saklıdır