Bugün kendime bir söz vermek istiyorum.
Dünyanın bütün sorunlarını tek başıma çözebileceğimi düşünmeyeceğim. Fakat çözemediğim her sorun karşısında duyarsızlaşmayı da başarı saymayacağım.
Her düşüncemin doğru olmadığını kabul edeceğim. Çünkü öğrenmek, bazen yanıldığını görebilme cesaretini gerektirir.
İnsanları yalnızca başarılarıyla, gelirleriyle, konumlarıyla veya görünüşleriyle değerlendirmemeye çalışacağım. Çünkü insanın değeri, sahip olduklarının toplamından daha büyüktür.
Kendi sınırlarımı korurken başkalarının haklarını da gözetmeye çalışacağım. Kendime karşı dürüst olmanın, başkalarına karşı adil olmanın ön koşullarından biri olduğunu unutmayacağım.
Ve en önemlisi, dünyanın sertliği karşısında merhameti bir zayıflık olarak görmeyeceğim.
Çünkü merhamet, her şeye boyun eğmek değildir. Adaletsizliği kabul etmek değildir. Kendi haklarından vazgeçmek değildir.
Merhamet, bir başkasının insanlığını görebilme yeteneğidir.
Bugün kendime ve tarihe bıraktığım bu notun kusursuz olduğunu iddia etmiyorum. Ben de bu çağın bir parçasıyım. Ben de çelişkiler taşıyorum, yanılabiliyorum ve öğrenmeye devam ediyorum.
Belki önemli olan, bütün cevaplara sahip olmak değildir.
Belki önemli olan, doğru soruları sormaktan vazgeçmemektir.
Eğer yıllar sonra biri bu satırları okursa şunu bilsin: Biz de bu dünyada yaşadık. Biz de korktuk, umut ettik, yanıldık, mücadele ettik ve daha iyi bir hayatın mümkün olduğuna inanmak istedik.
Dünyayı her zaman istediğimiz gibi değiştiremedik belki. Ama onun bir parçası olarak nasıl davranacağımız konusunda seçimlerimiz vardı.
Ve bugün, bütün karmaşanın içinde, kendime ve tarihe bırakmak istediğim en önemli cümle şudur:
İnsanlığın geleceği yalnızca ne kadar ilerlediğimize değil, ilerlerken birbirimize, doğaya ve kendi vicdanımıza nasıl davrandığımıza da bağlıdır.
Bu, bugünden geleceğe bırakılmış bir nottur.
Belki bir gün daha adil, daha bilinçli ve daha yaşanabilir bir dünya kurmayı başarırız. O gün geldiğinde, bugün sorulan soruların boşa sorulmadığını umuyorum.